|
Şemsa Denizsel Yazı Arşivine Ulaşmak İçin Tıklayın.
|
|
Çarşamba, 11 Temmuz 2007 |
Senelerdir dondurma yapmak için ölüyorum. Çocukluğumda annemin yaptığı dondurmaların tadı hala damağımda. O çocukluğun mutlu anıları vardır ya, benimkilerin arasında o dondurmaların da yeri var.
Gerçi benim çocukluk hatıralarım arasında sadece evde yapılmış dondurmanın değil, yenen pek çok yemeğin, kurulan pek çok sofranın, yapılan keyiflerin yeri oldukça fazla. Acaba hedonist bir evde mi büyüdüm ben? Hedonist olmak adına değil, ama yapılan her işin sonuçtaki keyfe varmayı hedeflediği bir evdi bizimki. Annemle babam, ama özellikle de babam, öyle yaşamayı seçmişlerdi.
Eski usul İngiliz evleriyle İstanbulluluk karışmış bir evdi. Rafineydi. Hiçbirşey öylesine, uyduruk yaşanmazdı. Önceden planlanmamış maceralar bile özdeki rafineliği yansıtırdı. Ben sokakta mahallenin haytalarıyla bütün gün koşturup oynadıktan sonra, akşamları evde, o haytaların hiçbirinin evinde olmayacak, olamayacak şıklıkta sofralara oturur, hizmet alır ve bu dünyanın dışından yemekler yerdik. Ne kurulan sofralar, ne pişen yemekler ne de evde garson olması normal durumlar değildi. Ama bana olağan gelirdi. Sokaktaki diğer arkadaşlarımda böyle birşey olmadığını da bilirdim, ama gene de sokakta koşup oynamak ne kadar normalse, akşam evdeki durumda o kadar normaldi. Garip gelmezdi.
Bütün bu ortamda yenilen yemekler bambaşkaydı. Bizim evde başka türlü yemekler pişerdi. Annem tanıyıp tanıyabileceğim en iyi yemek yapan kişiydi. Bu çocukluğumda da böyleydi, yıllar sonra, annem yitip gittikten, ben de profosyonel aşçı olduktan sonra da böyle kaldı. Dünyanın pek çok yerinde pek şık, yada salaş, büyük şeflerin yemeklerini yedikten sonra bile bu böyle. Sanmayın geriye dönük nostalji yapıyorum. Yada sanmayın, herkese annesinin yemeği en iyi gelir. Bir kere, bizim evde o bildiğiniz anne yemekleri pişmezdi. Yani öyle dolma falan yoktu. Gerçi o zamanlar ne yemek istersin diye sorulduğu zaman tencere yemeği isterdim; annem de çok sinir olurdu. Ama başka şeyler pişerdi, ve bugün geriye dönüp baktığımda eğer o yemekler olmasaydı, şimdiki damak zevkim böylesine eğitilmiş olmazdı. Kendime ait gelişmiş damak hatıralarım olmazdı.
Hatırladığım pek çok lezzetten biri de dondurma. Annem evde dondurma yapardı. Özellikle de kahvelisi yıkılırdı. Haa, bir de şeftalili. Sanmayın ki, hergün dondurma yapılırdı. Senede sadece birkaç kez olurdu ve olduğunda da evde bayram olurdu. Yada ben çocuktum, bana bayram olurdu. Ama babam da yemeğe çok düşkün ve yapılanın hep hakkını veren biriydi. Yemekler hep bir festival halinde geçerdi ve bunun da iki sebebi vardı: Biri annemin olağanüstü yemek yapması, biri de babamın yemeğe olağanüstü düşkün olması. Tabii böyle bir evde herkesin şişman yada en azından kilolu olacağı düşünülebilir. Ama tam tersine. Gerçi annem hep az yerdi, ama hiçbir zaman kilolu olmadı. Babamsa dağlar gibi yer ve hep incecik kalırdı. Bense çocuktum, kilolu değildim. Tabii yetişkinliğim ayrı bir hikaye oldu. Şişmanlık şimdi hayatımın ayrılmaz bir parçası. Ama o apayrı bir hikaye.
Şimdi ben de dondurma yapıyorum. İtalya'dan bir dondurma makinası getirttik ve üretime geçtik. İlk yaptığım dondurma annemin kahveli dondurması oldu. Hatırladığım kadar varmış. Olağanüstü bir dondurma. Sonra vişneli sorbe, sakızlı, hele dolmalık fıstıkla yaptığımız dondurmalar... İyi ki, kendi dondurmalarımızı yapıyoruz. Sokakta satılanlarla kıyaslanamaz. Hepsi özellikli, fazla tatlı değil ve de lezzetleri yoğun. Hergün 2-3 çeşit üretiyoruz; hepsinden az az yapıyoruz. Yani aslında oyun oynuyorum.
|
Yazan Misafir Tarih: 2008-03-05 19:32:20 çok güzel olmuş | |